Bugun...
Reklam
Reklam
Utangaç Patron

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Çekingen karakterini dışadönük işlerde hırpalayanlar iyi bilirler, utangaçlık her gün vermeleri gereken bir sınavdır. Eğer eve kapanma lüksünüz ya da arzunuz yoksa bu mücadeleye her gün kaldığınız yerden devam etmeniz gerekir.

Bu mücadelenin kanlı canlı halini çekip, birkaç hafta önce dizi olarak yayınlamaya başladılar Kore’de. Utangaçlığı çileye dönüşmemişler için tatlı tatlı tebessüm edebilecekleri güzel bir komedi bu. Ama içindeki utangaç çocuğu her sabah uykusundan zorla kaldırıp “Düş önüme! Bugün de utanmak yok!” diyenler için, ‘Introverted Boss (Utangaç patron)` otobiyogrofik belgesel olmuş diyebiliriz.

Belgesel diyorum çünkü karakterin abartılı hali, günlük hayatta karşılaştığımız bir çok insan davranışını açıklıyor. Kaba, düşüncesiz zannedilen insanların aslında ne kadar hassas ve ne kadar derin düşünceli olduğunu başrolün iç konuşmalarında görebiliyoruz. Sessiz insanların içinde kopan fırtınadan bir kuple sunmuşlar seyirciye ki bu kısmı çok gerçekçi olmuş.

Bu arada sadece insanlar mı? Toplumların da insanlar gibi böyle davranış eğilimleri var. Mesela bir toplum diğer topluma göre daha utangaç olabiliyor. (Batı ile Doğu hep kıyas konusu olur ya hani!) Amerika’da konuşurken gözlerinizi kaçırmanız şüpheleri üzerinize çekerken, Kore’de gözleri kaçırmak bir saygı ifadesi olabiliyor. İngilizce yüzünden bir yabancıyla konuşmak günün kabusu haline gelebiliyor bir Korelinin gözünde. Her ne kadar önlerini kesip yol tarifi sorsanız da sizi hiç görmemiş gibi geçip gidebiliyorlar yanınızdan. Bu yüzden bu utangaç insanları saygısız olarak algılayabilirsiniz . Görmezden geldikleri kibir yaptıklarını zannedebilirsiniz lakin utanma hissi insana elini bile nereye koyacağını unutturur. “Bu sallanıp duran şey benim elim mi? Kesip atsam şunu, acır mı acaba?” dedirtir insana.

Utangaç insanların yaptıkları en büyük hata utanmaları değil aslında. En büyük hata utanmaktan utanmaları. “Şu an patlıcana dönüyorum, patlıcana dönüyorum! Nasıl dönerim patlıcana?” derken bir de bakmışlar bostan korkuluğuna dönmüşler. Kekemelerin “Hah! Şimdi takılacağım, şu harfte takılacağım!” deyip de takılmaları gibi.  Takılmak kelimesi cuk diye oturuyor bence. Takan(takılan) ve takmayan olarak insanlığı ikiye ayırırsak, utangaç kesim kafasına takan ve korkularına takılan insanlar oluyor. Ya başarısız olursam, ya düşersem, ya gülerlerse, ya beğenmezlerse diye başkalarının ne düşündüğüne takılıp o çıkmaz sokaktan çıkamayan insanlar.

Aslında başkalarını önemsemek, başkalarına değer vermek, başkalarının fikrini ka’le almak harika bir meziyet. Birçok insanda olmayan bu meziyete sahip çıkmak lazım. Bu meziyeti öldürmemek lazım. Ama bunun da bir ortası olması gerek. Utangaç olmayanların dünyasında yaşarken ‘utanmamanın’ çok da övünülecek bir şey olmadığını öğrendim. Utanmayanlar hiç çekinmeden, karşı tarafın ne hissedeceğini düşünmeden, akıllarında ne varsa direkt söyleyebiliyorlar. Bazen patavatsız, bazen pervasız bir şekilde kendi hareketlerinin muhasebesini yapamayabiliyorlar...

Peki ne yapmak lazım? Hem utangaçlığımızın müspet taraflarına sahip çıkıp hem de dış dünyayla nasıl bağlantı kuracağız?

İlk önce sizi daima eleştiren ve siz ne yaparsanız sizinle dalga geçen ve size gülen insanlardan uzak durmaya çalışın. Uzak duramıyorsanız oturup ciddi ciddi konuşun ve üzerinizde ne kadar etkili olduklarını tüm samimiyetinizle anlatın. Kırılmalarından korkuyorsanız (ki bu sizden beklenen bir şey..)benden bir tiyo: İyi niyetli, sağduyulu bir konuşmaya kimse kırılmaz. Bu arada bazı şeylere gülüp geçmeyi üstünde durmamayı öğrenin. Üzerinde düşünmemeye çalışın, biraz unutkan olun, fikir yoğunluğunuzu başka alanlara yönlendirin. Ayrıca objektif olduğu kadar korumacı insanlar olsun yanınızda. Teşvik eden, destek veren, size ilham olan insanlar… Ve Pratik yapın! Utangaçlık bir hastalık değil, sadece bir engel. Bir özür değil, sadece bir engel! Fizik tedaviyle tekrardan çalışacak bir uzvunuz gibi, geçilmeye geçilmeye yaban ot bitmiş bir yol gibi… Yoldan defalarca geçin… Alçılı ayağınızla… Mesela aynanın önünde çalışın. Sesinizi kayda alın. Ya da kendinizi videoya. Kurslara gidin. Bir şeyler yapın, mucizenin gelip sizi bulmasını beklemeyin.

Eğer fazla düşünceli olduğunuzdan içinize kapanıksanız, biraz cesaret… Toplumun düşüncesiz utanmazlara değil sizin gibi düşünceli insanlara, düşünceleri değerli insanlara aşırı ihtiyacı var.

(Ve siz! Kendini zeki sanan, büyük ihtimalle de öyle olan hazırcevap insanlar! Siz, evet siz! İçinde hiçbir şeyi tutmadığı için büyük ihtimalle kanserin hiçbir çeşidine yakalanmayacak olanlar! Biraz daha kulak kabartsanız, biraz daha yardımcı olsanız, biraz daha sabırlı ve anlayışlı olsanız… Belki de ‘utangaçlık’ sizin gibiler yüzünden bulaşıcı bir hastalık muamelesi görüyordur.)



Bu yazı 2411 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



3 + 8 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI