Bugun...
Reklam
Reklam
Kore’de dağa çıkmak da nedir ya?

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Bizde dağa çıkılmaz. Ferhat bile dağı delmiştir, dağa çıkmamıştır. Çünkü bizde dağa çıkılmaz. Kore’ye ilk geldiğim zamandan beri yadırgadığım bir spor çeşidi dağa çıkmak. “Dağa çıkmak da nedir?” kafasında olduğum halde arkadaşların hatrıyla ya da zoruyla çıkmışlığım illa ki vardır. Ama zirveye tırmanınca manzarayla sarhoş olanların arasında hep içimden geçirmişimdir: “Dağa çıkmak da nedir ya?”

Korelilerin 등산 diye özel bir isim bile taktıkları dağa çıkmak, Kore’de hayatın bir parçası haline gelmiş durumda. Hobi olarak yapanların dağcılık kıyafetleri, alet - edavatları bile var. Genelde sağlıklı yaşam adına yapılan bu aktivite - zirvede içki içmeyle sağlıksız bir hale dönüşse de - birçok insan için özellikle de belli bir yaşın üstündekiler için vazgeçilmez olmuş.Dağ dediysem de bizim dağlarımız gibi yalçın kayalıkları göklere yükselmiyor. Alet edavatsız da çıkabileceğiniz yer yer yokuş olan dik – gayet dik- bir patika yolu. Bu yolun üstündeki düzlük alanlarda da spor aletleri ve banklar, yolunuzu kaybetmeyin diye ara ara da tabelalar var. Mesela çeşmeye 200 metre ya da zirveye 610 metre gibi.

Tüm “Dağa çıkmak da nedir ya?” halet-i ruhiyeme rağmen bugünlerde dağa kafayı taktım. Sen mi beni ben mi seni yenecek bakalım dercesine nerdeyse her gün çıkıyorum. Her çıkışımda “Bugün son, artık bırakayım.” desem de, ertesi gün kendimi dağın eteklerinde buluyorum. İnsanda oksijen tiryakiliği de oluyormuş meğer.

Dağda bir sır var. Bir bilmece. Çözmem gerekiyormuş gibi evimin tam karşısında dikili duruyor. Dağda bir ders var. Sanki muhakkak almam, öğrenmem gereken. Kaçırırsam pişman olacakmışım ve kendimi affetmeyecekmişim gibi... Çıktıkça, dağ sadece bir dağ olmaktan çıkıyor gözümde. Yürüdüğüm yol, hayat yoluna dönüşüyor. Bedenimse ruhuma. İlk adımlarda yoğun karanlık bir orman gibi görünürken, ruh zorluklara katlanıp engelleri aştıkça ve de yükseldikçe yavaş yavaş manzara görünüyor. Oksijenin beyne gitmesiyle her şey daha net. Şehrin uzaktan minnacık görünmesiyle tüm dertler artık çok küçük. Tabelalar, banklar, karşınıza çıkan koca koca kayalar, yanınızdan geçip gidenler, her şeyin manası değişiyor gözünüzde. Her şey başka bir hal alıyor. Dağ, insanı ister istemez filozoflaştırıyor.

Her çıkışımda peygamberlere ve Budha’ya olan (Budha nın da gelmiş geçmiş 20.000 peygamberden biri olma olasılığını düşünerekten...) hayranlığım gitgide artıyor. Birçoğu şehirden, insandan ve insanın meydana getirdiği medeniyetten kaçmak, uzaklaşmak için dağa çıkmış; inziva hayatını odasında değil de dağlarda geçirmiş. Bu sarp ve dikenli yolları belki sadece bir bastonla aşmışlar. Bu sarp ve dikenli yollar onlara yarenlik etmiş. Biz şehrin gürültüsünden ve binbir çilesinden şikayet etsek de oranın medeniyet olduğuna kani olmuş, tabiattan gitgide uzaklaşmışız. Halbuki tabiat, modern dünyanın veremeyeceği dinginliği cömertçe ayağına gelenlere sunmakta.

Keşke diyorum ilk geldiğim zamanlardan beri çıksaymışım dağa. Koca dağlara küçücük boyumla burun kıvırmasaymışım. Şimdiye çoktan ayaklarım alışmış olur, ben de rahat rahat çıkardım. Böyle nefes nefese ter içinde kalmazdım. Her zar zor attığım adımda engel olamadığım o ses kulağımda yankılanmazdı: Dağa çıkmak da nedir ya?

Not: Dağa çıkmayla alakalı 엄마/Anne filmini şiddetle tavsiye ediyorum. 2005 yapımı film, hiçbir vasıtaya binemeyen bir annenin, kızının düğününe gitmek için dağları aşmasını ve ona bu yolculuğu sırasında ailesinin nöbetleşerek destek oluşunu anlatıyor. Şimdiden iyi seyirler.



Bu yazı 977 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



7 + 2 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI